22 MART DÜNYA SU GÜNÜ

Prof. Dr. Bülent Kılıç / DEÜTF Halk Sağlığı Anabilim Dalı
“Uluslararası Dünya Su Günü” yaklaşık 25 yıl önce 22 Mart 1993 yılında Birleşmiş Milletler (BM) tarafından Çevre Kalkınma Konferansında organize edildi. Bu tarihten sonra her yıl 22 Mart tarihinde ayrı bir tema ile kutlanan Dünya Su Gününün bu yılki teması “Herkes İçin Su” ve sloganı ise “Su Bir İnsan Hakkıdır” sözleridir. Tüm bu etkinlikler için BM altında kurulan “Su” grubu (UN-Water) vardır.

İnsanlık ilk ortaya çıktığı dönemden bu güne doğa ile sürekli olarak iç içe yaşamıştır. Bu nedenle insanı oluşturan çevre (biyolojik, fiziksel ve sosyal) aslında bir bütündür ve doğadan kesin sınırlarla ayrıştırılamaz. Bu bağlamda insanın doğa ile olan en temel etkileşimi doğal kaynakları nasıl kullandığıdır. Doğanın en büyük özelliği insan müdahalesinin olmadığı durumlarda kendi kendine yetebilmesi ve doğal dengeyi koruması iken, insanın doğanın müdahale ettiği yerlerde bazı olumsuz değişiklikler ortaya çıkabilmektedir. Günümüzde bu anlamda en büyük çevre sorunu “küresel ısınma” ve buna bağlı olarak ortaya çıkan “su” sorunlarıdır.

Küresel ısınma ve iklim değişikliğine bağlı olarak yazlar daha kurak ve sıcak, kışlar daha yağışlı ve soğuk geçmeye başlamıştır. Ancak küresel ısınmanın en önemli etkisi genel ısı düzeyinin yavaş yavaş fakat düzenli olarak artmasıdır. Küresel ısınma kullandığımız su kaynakları açısından iki önemli sonuca yol açmaktadır:

1) Kuraklık: Küresel iklim değişikliğine bağlı olarak içme ve kullanma suyundaki azalma, tarım alanlarının yok olması ve biyo çeşitliliğin azalmasıyla sonuçlanmaktadır. Özellikle tarım alanlarının giderek azalması Afrika ülkelerinde sıklıkla gördüğümüz kıtlık, açlık ve yoksulluk gibi sonuçlara yol açmakta, kitlesel göçlere ve savaşlara neden olmaktadır. Önümüzdeki 100 yıl içinde özellikle Amazon ormanlarında azalma ve ekvatoryal bölgede kuraklık oluşması ve bu değişiklikten yaklaşık 500 milyon kişinin etkilenmesi beklenmektedir. Bu bağlamda bir çok bitki ve hayvan türü de yok olacaktır. Kuraklığa bağlı kıtlık, açlık ve yoksulluktan en çok Afrika ülkelerinin etkilenmesi beklenmektedir.

2) Aşırı Yağış ve Seller: Kutuplardaki ozon tabakasında meydana gelen %40 dolayındaki incelme ve sera etkisine bağlı olarak buzullarda ciddi düzeyde erime meydana gelmiştir. Diğer yandan iklim değişikliğine bağlı olarak dönemsel aşırı yağışlar ve seller meydana gelmektedir. Bu durum önümüzdeki 50 yıl içinde bir yandan deniz seviyesinde artışlarla kıyı kentlerini ve adaları tehdit eden bir durum yaratmakta, diğer yandan toprak yapısı telafi edilemeyecek düzeyde bozulmaktadır. BM Çevre Programı ozon tabakasındaki incelme ve sera etkisini dünyanın en önemli iki küresel çevre sorunu olarak belirlemiştir.

Görüldüğü üzere çevre sorunları sadece ortaya çıktığı yeri değil, tüm dünyayı ve insanlığı etkileyen dünya çapında sorunlar haline gelmiştir. Çevre sorunlarının temelinde öncelikle ekonomik gerekçelerin çevreyi korumanın önüne alınması ve buna bağlı olarak gerçekleşen hızlı endüstrileşme vardır. Ayrıca doğanın küçümsenmesi ve doğadaki tüm canlıları korumak yerine sadece insanı üstün gören insan merkezli çevrecilik de önemli sorunlar yaratmıştır. Bunun yerine doğa merkezci, tüm canlıların (bitkiler, hayvanlar) yaşam hakkına saygı duyan yeni ve derin bir ekoloji anlayışına ihtiyaç vardır.

Bu amaçla 1997 yılında Japonya’nın Kyoto kentinde BM İklim Değişikliği Zirvesi toplanmış ve sera etkisi yaratan gazların (kömür ve petrol yakıtlı ısı santralleri, soğutma-ısıtma teknolojileri, otomobil egzoz gazları) üretimini sınırlandırmak amacıyla bir protokol imzaya açılmıştır. Ancak dünyada en büyük sera gazı üreticisi (tüm üretimin %25’i) konumda olan ABD bu protokolü henüz imzalamamıştır.

Dünyadaki toplam su miktarı 1,4 milyar km3’tür. Bu suların %97,5’i okyanuslarda ve denizlerde tuzlu su olarak, %2,5’i ise nehir ve göllerde tatlı su olarak bulunmaktadır. Bu kadar az olan tatlı su kaynaklarının da %90’ının kutuplarda ve yeraltında bulunması sebebiyle insanoğlunun kolaylıkla yararlanabileceği elverişli tatlı su miktarının ne kadar az olduğu anlaşılmaktadır.

Su varlığına göre ülkeler;

•Su Fakiri Ülkeler: Yılda kişi başına düşen kullanılabilir su miktarı 1.000 m3’ten daha az olan ülkeler,

•Su Kıtlığı Çeken Ülkeler: Yılda kişi başına düşen kullanılabilir su miktarı 3.000 m3’ten daha az olan ülkeler,

•Yeterli Suyu Olan Ülkeler: Yılda kişi başına düşen kullanılabilir su miktarı 3.000-10.000m3 arasında olan ülkeler;

•Su Zengini Olan Ülkeler: Yılda kişi başına düşen kullanılabilir su miktarı 10.000 m3’ten daha fazla olan ülkeler olarak sınıflanmaktadır.

Türkiye su zengini bir ülke değildir. Kişi başına düşen yıllık su miktarına göre ülkemiz su kıtlığı yaşayan bir ülke konumundadır. Kişi başına düşen yıllık kullanılabilir su miktarı 1.519 m3 civarındadır. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) 2030 yılı için nüfusumuzun 100 milyon olacağını öngörmüştür. Bu durumda 2030 yılı için kişi başına düşen kullanılabilir su miktarının tüm kaynaklarımızı koruduğumuz durumda bile 1.120 m3/yıl civarında olacağı söylenebilir. Ayrıca bütün bu tahminler mevcut kaynakların 20 yıl sonrasına hiç tahrip edilmeden aktarılması durumunda söz konusu olabilecektir. Bu sebeple Türkiye’nin gelecek nesillerine sağlıklı ve yeterli su bırakabilmesi için kaynakların çok iyi korunup, akılcı kullanılması gerekmektedir.

Günümüzde 2,1 milyar insanın evlerinde güvenli içme ve kullanma suyu bulunmuyor. 1,8 milyardan fazla insan hiçbir dezenfeksiyon işleminden geçirilmemiş suları tüketiyor. Küresel iklim değişikliği nedeni ile 1,2 milyar insan aşırı yağışlar, seller ve kuraklık tehlikesi içinde yaşıyor. 2050 yılına kadar tatlı su talebinin de %30 artacağı hesaplanıyor. Günümüzde atık suların ise %80’ninden fazlası arıtılmadan doğaya geri veriliyor ve bu atık sular doğal su kaynakları için önemli bir kirlilik tehditi oluşturuyor. XX. yüzyılın başından itibaren sulak alanların büyük bir bölümü düzensiz kentleşme, kontrolsüz sanayileşme, yeni tarım alanları kazanma gibi insan aktiviteleri sonucu ya kaybedildi ya da yeraltı ve yerüstü su kaynakları; nehirler ve göller yine insan aktiviteleri sonucu hızlı bir kirlenme sürecine girdi. Ayrıca küresel iklim değişikliğinin durdurulamaması nedeni ile günden güne daha fazla ortaya çıkan aşırı yağış ve seller gibi nedenlerle su kaynakları ya kirlenmiş ya da kuraklık gibi nedenlerle kaybedildi.

Oysa BM Kalkınma Programı (UNDP) tarafından belirlenen “Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri” içinde 2030’a kadar dünya üzerindeki her insanın güvenilir suya erişimi altıncı önemli hedef olarak belirlenmiştir. 2030 yılına az bir süre kala bu hedefin gerçekleştirilebilmesi için dünyanın yetersiz olan ve dengesiz dağılım gösteren tatlı su kaynaklarının kirlenmeden korunması zorunluluğuna tüm ülkelerin dikkatini çekebilmek için 2019 yılında “herkes için su” ve 2018 yılında “su için doğa” gibi temalar belirlenmiştir. Bu temalar ile ülkelerin günden güne kirlenen ve yitirilen doğal su kaynaklarını koruyabilmesi; mümkünse geri kazanabilmesi için projeler geliştirmesine dikkat çekilmesi hedeflenmektedir. Önerilen projeler arasında yeraltı ve yer üstü sulak alanların korunması; gerekiyorsa içme suyu barajlarının yapımı, tarım ilaçları ve suni gübre kaynaklı tarımsal kirliliğin önlenmesi, kaybedilen ormanların yeniden yetiştirilmesi, toprak erozyonunun önlenmesi, iklim değişikliğinin ve iklim değişikliğinden kaynaklı aşırı seller gibi tabloların kontrol altına alınması gibi projeler vardır. Dünya çapında, tüm bu doğal önlemlerin sağlanabilmesinde; daha sürdürülebilir bir su geleceği sağlamak ve daha sağlıklı ve daha refah toplulukların gelişimini desteklemek için, mali desteklere ilaveten, ileriyi gören kentleşme, araziyi kullananlar, kanun yapıcılar, birlikler, yardım kuruluşlarının birlikte gerekli adımları atmasına ihtiyaç duyulmaktadır. Hepimizin oynayacağı bir rol vardır. Birçok doğa tabanlı çözüm, sağlık, ekonomi, toplum ve çevre için birden fazla birlikte yarar sağlar ve böylece daha verimli ve maliyet-etkin çözümler sunabilirler.

Nerede olursanız olun ve 22 Mart'ta ne yaparsanız yapın, onu doğa ve suyla ilgili yapın. Daha ayrıntılı bilgiye Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalının internet adresinden (http://webb.deu.edu.tr/halksagligi/index.php) “Güncel Konular” başlığı altında ulaşabilirsiniz (kaynak: Bayrak G, Soysal A. 22 Mart Dünya Su Günü. Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı AD Topluma Yönelik Bilgilendirme Dizisi, 2018)
[Internet Adresi] https://drive.google.com/file/d/1tk_wRdUtQ_N3zxIfGROMYjMsIToFKf46/view

 

cocuk hastanesi   kalite   tup bebek   labaratuvar   öğretim üye randevu   hasta haklari   arpaboyu

İletişim Bilgilerimiz

world-map

Dokuz Eylül Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Hastanesi

Adres: İnciraltı mahallesi Mithatpaşa caddesi no:1606 Balçova/İZMİR
Telefon: +90 (232) 412 22 22
Faks: +90 (232) 412 97 97
E-posta: info[@]deu.edu.tr

Otobüs ile Ulaşım : >> 5 | 6 | 7 |8 | 82 | 209 | 305 | 320 | 554 | 725 | 730 | 735 | 736 | 950 | 971
Gemi Hatları | Hava Limanından Ulaşım

İletişim Bilgileri

Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi Balçova
Adres: Mithatpaşa cad. no 1606 inciraltı yerleşkesi 35340 Balçova / İzmir
Telefon: +90 (232) 412 22 22
Faks: +90 (232) 412 97 97
E-posta: info@deu.edu.tr