01-07 NİSAN KANSER HAFTASI

Prof Dr İlhan OZTOP

 

 

 

01-07 NİSAN KANSER HAFTASI
Prof. Dr. İlhan ÖZTOP
Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Onkoloji Bilim Dalı Başkanı ve Onkoloji Enstitüsü Müdür Yardımcısı

Dünyada ve ülkemizde kanser ile ilgili güncel durum nedir?
Kanser dünya genelinde önemli bir toplumsal sağlık sorunudur. Dünyadaki en önemli kanser istatistiği kaynağı olan GLOBOCAN verilerine 2018 yılında dünyada toplam 18.1 milyon yeni kanser vakası gelişmiş ve 9.6 milyon kansere bağlı ölüm olmuştur. 2025 yılında ise yeni kanser vaka sayısının yaklaşık 22 milyona ulaşacağı tahmin edilmektedir. Ülkemizde ise 2018 yılında 210 bin yeni kanser vakası ve 116 bin kansere bağlı ölüm olduğu bildirilmiştir. Dünyada en çok tanı konulan kanserler sırasıyla akciğer, meme ve kolon kanseri iken, kansere bağlı ölümlerin ise sırasıyla akciğer, kolon ve mide kanserinde gerçekleştiği bildirilmektedir. Sağlık Bakanlığı verilerine göre ülkemizde en sık görülen kanser türleri erkeklerde sırasıyla akciğer, prostat ve mesane kanseri; kadınlarda ise sırasıyla meme, tiroid ve kolorektal kanserdir. En sık ölüme neden olan kanser türleri ise erkeklerde sırasıyla akciğer, prostat ve kolorektal kanserler iken; kadınlarda sırasıyla akciğer, meme ve kolorektal kanserlerdir. Görüldüğü üzere akciğer kanseri her iki cinste de en öldürücü kanser olarak ilk sırada yer almaktadır. Bugün için dünya genelinde saptanan 9.6 milyon civarındaki kansere bağlı ölümün yaklaşık 1.8 milyonu akciğer kanserine bağlı ölümlerdir.

Kanserin başlıca nedenleri nelerdir?
Tüm kanserlerin yaklaşık %5-10’u gibi küçük bir kısmı genetik anormalliklere bağlı olarak gelişirken, geri kalan %90-95’lik kısmı ise çevresel faktörlere ve yaşam şekline bağlı olarak gelişmektedir. Bunlar arasında başta tütün mamülleri olmak üzere fiziksel ve kimyasal karsinojenler, radyasyon, beslenme şekli (lifli gıdaları az tüketme vb), fiziksel hareket azlığı, obesite ve alkol sayılabilir.

Tütün kullanımı neden çok önemli bir faktör?
Kansere neden olan faktörler arasında tütün kullanımı önemli bir yer tutmaktadır. Tütün kalp-damar hastalıkları ve KOAH gibi ciddi hastalıklara yol açmasının yanı sıra başta akciğer kanseri olmak üzere birçok kansere neden olmaktadır. Akciğer kanserinin %90’ında etiyolojide tütün rol oynamaktadır. Akciğer kanserinin tüm dünyada hem erkeklerde hem de kadınlarda en öldürücü kanser olması tütün ile mücadelenin önemini bir kat daha arttırmaktadır. Bu anlamda ülkemizde yasal düzenlemeyle belirli mekanlarda tütün kullanımının yasaklanması da toplum sağlığı açısından çok önemli bir adım olmuştur.

Tütün kullanan kişilerde kanser gelişme riski artmakla kalmıyor, beraberinde birden fazla alanda da kanser gelişebiliyor. Ayrıca kanser tedavisi sırasında tütün kullanılmaya devam edilmesi halinde uygulanan tedavilerin başarısını da azaltabiliyor. Bunların dışında bir diğer önemli konu da tütün mamülü kullanmayanlarda da akciğer kanseri gelişebiliyor. Özellikle akıllı ilaçlar adını verdiğimiz hedefe yönelik tedavilere uygunluğu gösteren birtakım mutasyonlar bu grup hastalarda daha fazla görülüyor. Dolayısıyla bu tedavilerle daha uzun yaşam süreleri elde edilebiliyor.

Kanserden korunmak için neler yapmak gerekir?
Kansere yol açan nedenler arasında çevresel faktörlerin ve yaşam şeklinin önemli ölçüde yer tutması nedeniyle yaşam tarzında yapılacak düzenlemeler riskin azalmasına ciddi katkılar sağlamaktadır. Bu anlamda sağlıklı normal kiloyu korumak, obesiteden kaçınmak, dengeli sağlıklı beslenmek, tütün ve alkolden uzak durmak, düzenli olarak yeterli düzeyde fizik aktivite yapmak, güneş ışınlarının dik geldiği zamanlarda güneşten korunmak, çevresel hava kirliliğini azaltmak başlıca korunma yöntemlerini oluşturmaktadır.

Kanser tanı ve tedavisi ile ilgili gelişmeler ne durumdadır?
Kanserin erken tanısı önemlidir. Sağlıklı kişilerde tarama testleri yapılarak henüz kanser ile ilgili belirtiler ortaya çıkmadan kanserin erkenden tanısı mümkündür. Bu anlamda tüm dünyada ve ülkemizde yaygın olarak uygulanan meme kanseri için mamografi, serviks kanseri için smear testi, prostat kanseri için kanda PSA testi ve kolon kanseri için kolonoskopi başlıca tarama yöntemlerini oluşturmaktadır. Bunun dışında düşük doz toraks bilgisayarlı tomografisi ile akciğer kanserinin erken tanısına ilişkin önemli gelişmeler kaydedilmiştir. Ayrıca son yıllarda nefesten ya da vücut sıvılarından yapılan kimyasal ve moleküler analizlerle de erken teşhis mümkün olabilmektedir. Öte yandan hem kanserin erken tanısı hem de kanser ile ilgili tablonun daha iyi değerlendirilmesi bakımından gerek radyolojik ve nükleer tıp yöntemlerinde gerekse genetik ve patoloji alanlarında çok ciddi gelişmeler kaydedilmekte ve kullanılmaktadır.
Kanserin tedavisine ilişkin gelişmeler de baş döndürücü bir hızla devam etmektedir. Cerrahi tekniklerdeki gelişmeler, tümöre daha iyi odaklanan ve çevre sağlıklı dokuyu koruyan radyoterapi yöntemleri, radyonüklid tedaviler ve kişiye özgü hedefe yönelik tedaviler ile immunoterapiler bunların başlıcalarıdır. Kanser tedavisinde karşılaşılan en büyük zorluklardan biri hastadan hastaya, hatta aynı hastada zaman içinde farklılıklar gösterebilen genetik yapıda meydana gelen mutasyonlardır. Genetik yapıdaki bu değişikliklere ait bilgilere çoğunlukla tümör dokusundan girişimsel (invaziv) yöntemlerle alınan klasik biyopsilerle ulaşılırken, son yıllarda likit biyopsi denilen invaziv olmayan yöntemlerle de bu mutasyonlar tespit edebilmektedir. Bu yaklaşım hem kanserin teşhisi ve tedavinin planlanması bakımından hem de hastalığın ve tedavinin seyrinin izlenmesi bakımından yarar sağlamaktadır. Başta kan olmak üzere çeşitli vücut sıvılarından elde edilen bu likit biyopsilerde dolaşan tümör hücreleri (CTCs), kanda dolaşan tümör DNA’ları (ctDNAs), tümör hücrelerini ait yağ, protein, RNA gibi moleküllerin analizleri yapılabilmektedir.

Kanser tedavisindeki kişiye özgü hedefe yönelik tedaviler ve immunoterapiler nelerdir?
Son yıllarda kanser tedavisinde en önemli gelişmeler hedefe yönelik tedaviler ve immunoterapi alanında olmuştur. Kanserin gelişiminde ve yayılmasında rol oynayan bazı yolaklardaki spesifik mutasyonlar, reseptör aşırı ekspresyonları moleküler yöntemlerle saptanmakta ve bunlara spesifik olarak etki eden ilaçlar kullanılmaktadır. Böylece kanserli hücrenin çoğalmasında kritik rol oynayan bu yolaklar bloke edilmektedir. Meme ve mide kanserindeki HER-2 yolağı, kolon kanserindeki EGFR ve Anjiyogenez yolağı ve akciğer kanserindeki EGFR, ALK ve ROS-1 yolağı ile ilgili gelişmeler bunlardan birkaçı olup, tüm bu yolaklara yönelik uygulanan tedavilerle hastaların yaşam sürelerinde çok ciddi artışlar sağlanmıştır.
Yakın zamanda en önemli gelişmelerden biri de immunoterapi alanında gerçekleşmiştir. Vücudun bağışıklık sisteminin tümörlü hücrelere cevabını arttıran yaklaşımlar ve bağışıklık sisteminin tümöre karşı verdiği cevapta frenleyici olarak rol alan mekanizmaları bloke eden, böylece tümöre karşı daha etkin bir cevabın oluşmasını sağlayan yaklaşımlar günümüzün en güncel immunoterapi yaklaşımlarını oluşturmaktadır. Bu tedaviler ile kanserli hastalarda uzun süreli sağkalımların elde edilmesi mümkün olmuştur.

Bu gelişmeler ile ilgili ülkemizde durum nasıldır?
Kanserin erken tanısı ile ilgili olarak yapılan tarama programları ülkemizde yaygın olarak uygulanmaktadır. Bu anlamda KETEM adı verilen kanser erken teşhis tarama ve eğitim merkezleri tüm ülkede yaygın bir şekilde hizmet vermektedir. Tanı ile ilgili olarak gerek radyoloji ve nükleer tıp alanlarında gerekse genetik ve patoloji alanlarında en güncel yöntemler kullanılmaktadır. Tedavi alanında da başta kişiye özgü hedef tedaviler ve immunoterapi olmak üzere en güncel tedaviler uygulanmaktadır. Cerrahi ve radyoterapi alanındaki uygulamalar ile birlikte tüm bu yaklaşımlar hastalara en optimal şekilde ulaştırılmaktadır. Ayrıca hastaların genetik risk değerlendirmeleri yapılarak, hangi hastanın hangi tedaviden daha fazla fayda göreceği konusunda bilgi elde etmek suretiyle her hastaya özgü en uygun tedavi seçimi yapılabilmektedir.

Üniversitemizin ve hastanemizin kanser tanı ve tedavisindeki yeri nerededir?
Üniversitemiz kanser ile mücadelede ayrı bir öneme ve role sahiptir. Tıp Fakültesi’nin yanısıra Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Onkoloji Enstitüsü gibi enstitülerin varlığı bu alanda eğitim ve bilimsel çalışmaların yapılmasını, kanserin nedenleri ve tedavilerine ilişkin projelerin üretilmesini sağlamakta, doktora ve yüksek lisans programları ile bu alanlarda eğitilmiş donanımlı insan yetiştirilmesini sağlamaktadır. Bunlardan Onkoloji Enstitüsü ise Türkiye’de bulunan 3 onkoloji enstitüsünden biri olup, aynı zamanda bölgemizde faaliyet gösteren tek onkoloji enstitüsü özelliği taşımaktadır.
Kurumumuzda kanser ile ilgili olarak hem preklinik hem de klinik alanında pek çok ulusal ve uluslararası projeler yürütülmekte, çok sayıda klinik araştırmalara katılınarak hastaların kanser tedavisi ile ilgili gelişmelere daha erkenden ulaşma şansı sağlanmaya çalışılmaktadır.
Üniversite hastanemiz ise kanser tanı ve tedavisi alanında büyük bir potansiyeli ve deneyimi olan bir hastanedir. Yukarıda bahsedilen pek çok güncel gelişmenin uygulandığı hastanemizi farklı kılan özelliklerden biri de kurumumuzda 25 yılı aşkındır düzenli olarak devam eden Multidisipliner Tümör Konseylerinin varlığıdır. Her tümör grubu için ayrı ayrı yapılan ve her biri kendi alanında deneyimli uzmanların bir araya geldiği bu konseylerde hastalar özenle değerlendirilerek, en uygun tanı ve tedavi yaklaşımları gerçekleştirilmektedir. Bu doğrultuda Tıbbi Onkoloji Bilim Dalı’nda da kişiye özgü hedefe yönelik tedaviler ve immunoterapilerin de içinde bulunduğu sistemik tedaviler güncel gelişmelere uygun bir biçimde uygulanmaktadır.

Gelecekten beklentileriniz nedir?
Tütün kullanımı ile mücadelenin artarak devam etmesi, çocukluk çağından itibaren sağlıklı beslenmenin öneminin vurgulanması ve toplum genelinde düzenli fizik aktivite yapılması gibi yaşam şekline ilişkin düzenlemelerin yaygınlaştırılması kanserden korunma bakımından önemli noktaları oluşturmaktadır. Yine ülke genelinde tarama programlarına katılımın daha da artması erken tanı bakımından önem arzetmektedir. Öte yandan daha ileri genetik ve moleküler analizlerle her hastanın ve her tümörün ayrı ayrı analiz edilmesi kişiye özgü daha ideal tedavilerin verilmesini sağlayacaktır.

cocuk hastanesi   kalite   tup bebek   labaratuvar   öğretim üye randevu   hasta haklari   arpaboyu

İletişim Bilgilerimiz

world-map

Dokuz Eylül Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Hastanesi

Adres: İnciraltı mahallesi Mithatpaşa caddesi no:1606 Balçova/İZMİR
Telefon: +90 (232) 412 22 22
Faks: +90 (232) 412 97 97
E-posta: info[@]deu.edu.tr

Otobüs ile Ulaşım : >> 5 | 6 | 7 |8 | 82 | 209 | 305 | 320 | 554 | 725 | 730 | 735 | 736 | 950 | 971
Gemi Hatları | Hava Limanından Ulaşım

İletişim Bilgileri

Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi Balçova
Adres: Mithatpaşa cad. no 1606 inciraltı yerleşkesi 35340 Balçova / İzmir
Telefon: +90 (232) 412 22 22
Faks: +90 (232) 412 97 97
E-posta: info@deu.edu.tr